İnsanlık tarihi boyunca din, bireysel tekâmülün, toplumsal huzurun ve ahlaki erdemlerin en güçlü kaynağı olmuştur. Ancak kutsal olanın kitleler üzerindeki bu muazzam dönüştürücü ve birleştirici gücü, tarihsel süreçte her dönemde bencil menfaat odaklarının da iştahını kabartmıştır. Din istismarı olarak adlandırılan bu olgu; dini değerleri, sembolleri ve inançları şahsi, siyasi veya mali çıkarlara alet etme kurnazlığıdır. Bu istismarın en tehlikeli boyutu ise, bizzat “din adamı” ya da “âlim” sıfatını taşıyan, toplumun itimat ettiği figürler eliyle yürütülenidir. Kur’an-ı Kerim, bu yozlaşmayı soyut bir teoriden çıkarıp net karakter analizleriyle insanlığın hafızasına kazır. Bu karakterlerin en prototipik ve ibretlik olanı, ilmini zalimlerin sultasına ve kendi dünyevi arzularına kurban eden Bel’am b. Bâûrâ’dır.
Din istismarı, sadece İslam tarihine ya da Müslüman topluluklara özgü bir patoloji değildir; inancın olduğu her yerde evrensel bir risk alanıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim, Tevbe Suresi 34. ayetinde bu durumun dinler tarihindeki tezahürlerine dikkat çeker: “Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden pek çoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve insanları Allah yolundan çeviriyorlar.” Âyette zikredilen “haksız yollarla mal yemek”, dinin kurumsallaşmış yapısını bir kazanç kapısına dönüştürme eğilimidir. Tarihsel süreçte tahrif edilmiş kutsal metinlerin nüshalarını satmak, rüşvete dayalı fetvalar vermek, endüljans (günah çıkarma) kartlarıyla cennetten arsa pazarlamak ya da duaların kabulü için arabuluculuk tarifeleri belirlemek, din kisvesi altında yapılan dolandırıcılığın en bilinen yapı taşlarıdır. Buradaki temel tehlike, din adamının sahip olduğu manevi otoriteyi ekonomik ve sosyal bir silaha dönüştürerek kitleleri Allah’ın hakikatinden uzaklaştırmasıdır.
Bu küresel ve tarihsel arka planın tam merkezinde, bireysel bir çöküşün ve entelektüel ihanetin sembolü olarak Bel’am figürü yükselir. Hz. Musa döneminde yaşadığı rivayet edilen ve kendisine ilahi ayetlerin bilgisi (ism-i azam dâhil yüksek bir manevi derece) verilen bu âlim, ilmini hakikatin ikamesi için değil, dönemin despotik yönetici kadrosunun bekası için kullanmıştır. Hz. Musa’nın temsil ettiği tevhid ve adalet hareketine karşı, Firavun ve benzeri zalim otoritelerin safında yer alarak Müslümanların aleyhine fetvalar üretmiştir. Onun bu trajik dönüşümü, A’râf Suresi 175-176. ayetlerinde sarsıcı bir üslupla tasvir edilir: “Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat. Dileseydik o ayetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu…” Âyette geçen “ayetlerden sıyrılmak” ifadesi, zihinsel ve ahlaki bir soyunmayı ifade eder. Bel’am, hakikati bilmediği için değil, bildiği hakikatin konforunu bozmasından korktuğu için ondan sıyrılmıştır. Âyetin devamında kullanılan köpek analojisi ise, din istismarcısının sosyo-psikolojik portresini çizen dahi bir metafordur: “Onun durumu köpeğin durumu gibidir. Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur.” Bu benzetme, sıradan bir aşağılama değil; bitmek bilmeyen bir ihtirasın, doymak bilmeyen bir dünya arzusunun ve ahlaki değerlerden tamamen yalıtılmış bir oportünizmin psikolojik analizidir. Karşısına ne kadar hakikat konulursa konulsun ya da ne kadar maddi imkân verilirse verilsin, içindeki o eksikliği ve açlığı kapatamayan istismarcı psikolojisi, sürekli bir “soluma” yani doyumsuzluk hali içindedir.
Bel’am b. Bâûrâ karakteri üzerinden anlatılan bu kıssa, tarihsel bir biyografi değil, her çağda yeniden üretilen kronik bir karakter modelidir. Bel’amizm adını verebileceğimiz bu zihniyet, her asırda farklı isimler ve modern maskelerle sahnede boy gösterir. Günümüz dünyasında bu istismarın anatomisine baktığımızda, şu güncel tezahürlerle karşılaşırız:
Siyasi Güç Devşirme ve Otoriteye Meşruiyet Sağlama: Modern Bel’amlar, yeryüzünde adaletsizlik, yolsuzluk ya da haksızlık yapan siyasi veya ekonomik güç odaklarının koltuklarını sağlamlaştırmak için “sipariş fetvalar” üretirler. Kamu kaynaklarının yağmalanmasını, kul hakkı ihlallerini veya yönetsel basiretsizlikleri dini kavramlarla makyajlayarak kitlelerin itiraz refleksini felç ederler. Onlar için kutsal metinler, muktedirlerin keyfine göre esnetilebilen lastikli birer yorum aracıdır.
Manevi Ticaret ve Duygu Sömürüsü: Günümüzde kitle iletişim araçlarını, sosyal medyayı ve dijital mecraları kullanan bazı yapılar; şifa seansları, cennet garantili dualar, mistik rüyalar veya sahte mehdi/kurtarıcı iddialarıyla devasa bir kayıt dışı ekonomi yaratmaktadır. Temiz inançlı insanların samimi duygularını ve çaresizliklerini suiistimal ederek, lüks ve şatafat içinde yaşayan bu yapılar, tam anlamıyla haksız yollarla insanların mallarını yiyen modern rahiplerdir.
İlmi Oportünizm ve Hakikatin Gizlenmesi: Toplumda “hoca”, “âlim” ya da “aydın” olarak kabul edilen bazı figürler, statülerini, ekran popülaritelerini ya da akademik kürsülerini kaybetmemek adına bariz zulümler ve yanlışlar karşısında sessiz kalırlar. Hakikati haykırmak yerine, güç dengelerini gözeterek “maslahat” adı altında dilsiz şeytanlığı seçerler. Bu durum, ayetin ifadesiyle “dünyaya saplanıp kalmanın” tam karşılığıdır.
Sonuç olarak; Kur’an’ın Bel’am b. Bâûra örneğinde dikkat çektiği tehlike, şahısların kendisi değil, onların temsil ettiği yozlaşmış karakter yapısıdır. Din adamı kisvesiyle yapılan istismar, sadece bireylerin malını veya emeğini çalmaz; en büyük tahribatı insanların dine, adalete ve mukaddesata olan güvenini sarsarak yapar. Toplumları bu manevi pandemiden korumanın yegâne yolu; dinin temel kaynağı olan Kur’an ve sahih sünnet ölçülerini rehber edinmek, sorgulamayan kitle ruhundan sıyrılmak ve ilmiyle âmil, hiçbir dünyevi menfaate eyvallahı olmayan gerçek âlimlerin sesini çoğaltmaktır. Unutulmamalıdır ki, kutsal olanı dünyaya feda edenlerin sonu, ne kadar yükselmiş olurlarsa olsunlar, kaçınılmaz bir ahlaki ve insani çöküştür.
*NEÜ Ahmet Keleşoğlu İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
*e-mail: ramazanaltintas59@hotmail.com
