1. Anasayfa
  2. Din ve Hayat

Sarayın İki Çocuğu: Hz. Musa- Gautama Budha Mukayesesi veya Yatay Hidayet-Dikey Aydınlanma Örtüşmesi [Dikotomisi]

Sarayın İki Çocuğu: Hz. Musa- Gautama Budha Mukayesesi veya Yatay Hidayet-Dikey Aydınlanma Örtüşmesi [Dikotomisi]
0
  1. Maddi açıdan elem verici ve köleleştirici dünya Hayatı: Tarihsel/yatay düzlemde doğru yola erişmek, fenomenolojik açıdan hidayet bulmaktır. Doğru yola ermek ve yönlendirmek ise özgürleştirici bir hidayettir. Hidayeti özgürleştirici bir güç istencine dönüştüren Hz. Musa (Ölümü M.Ö. 1311) politeist Antik Mısır dini gölgesi altında ve sarayında büyüdüğü Firavun’a karşı köleliğe düşmüş kavmi olan İsrailoğullarını sosyolojik olarak özgürleştirici çaba göstererek her türlü baskı ve zulümle maddi ve manevi olarak mücadele etmiştir. Dikey olarak yükseltici bir aydınlanma hidayete erişmek ile özdeştir. Budha (Ölümü M.Ö. 564) ise Güney Asya’nın egzotik dinî kültlerine sahip zengin bir inanç coğrafyasında ve batini (mistik) tecrübeleri barındıran politeist Hindu geleneği etkisi altında sarayda büyümüştür. O, psikolojik olarak özgürlüğü ele alırken kendi yaşadığı coğrafyanın yoksunluklarından ve dünyanın her türlü şerlerinden ruhani açıdan uzak durmaya çalışmıştır.
  2. Dünya hayatının debdebesinden acı elem ve kötülük kaynaklarından feragat: Her türlü eğlence ve zevk ü sefa içinde sarayda büyüyen her iki figür dünyanın görünür yüzüne karşı tavır aldılar. Bir tarafta tatminsizlik ve dünyevi acılar karşısında ıstırap içindeki Budha varken diğer tarafta kavmine yönelik derin kaygılar içindeki Hz. Musa’nın tezat olarak hapsoldukları saray duvarlarının bu yüzündeki kusursuz yaşamları “dışarıya karşı” önce merak ile başlayan, sonra işkence, acı, elem ve ölüm ile tatmakla yüzleşmelerle gelişen ve sonuçta köleleştirici her türlü araçtan insanları kurtarmaküzere kaçınmak ve kaçırmak gibi ortak duyguları ortaya çıkarmıştır.
  3. Özgürlük sadece bedensel ve fiziksel değil aynı zamanda ruhani ve metafiziktir: İki din kurucusunun sarayın dışına doğru benzerliklerle dolu çıkışları onları bilişsel açıdan (psikolojik olarak) derinden sarsmıştır. Bireysel açıdan varoluşsal bir kriz ile cesaretlenen metafizik kurtarıcı Budha ve kavmini sosyolojik açıdan özgürleştirme özlemiyle yanıp tutuşan Hz. Musa, hemen hemen birbirlerine yakın yaşlarda saraydan bizzat kendileri önce kaçarak ayrılarak/feragat ederek kendilerince meçhul ama kendilerini sevk eden saik için malum bir manevi istikamete doğru yolculuk yapmışlardır.
  4. Devrimci Özgürlük Tevhid ve Aydnlatıcı Özgürleştirici Dharma: En büyük özgürlük Sonsuz Varlığa Köle Olmaktır. Sonsuz Varlığa köle olan Fanilere özgürlük bahşeder. Her türlü çok tanrılı firavunist boyunduruktan özgürleştirici Tevhit inancına sahip Hz. Musa’dan farklı olarak Buda’nın öznel ve ruhsal özgürleşme yolunda Hindu politeizmine “ironik bir meydan okuma” olarak Tanrı konusunda bilinçli suskunluğundan söz edebiliriz. Bir başka ifadeyle Buda’nın Hindu geleneğinin politeist ilahlarına karşı soyut, protestocu suskunluğunu, sessiz kalışını ve yok edici karşıt gücünekarşın Hz. Musa’nın Firavunları, Hamanları ve Karunları boğucu ve ortadan kaldırıcı Tevhit haykırışını ise tam tersine politeizme karşı put kırıcı bir ses olarak değerlendirebiliriz. Bu tavırlarıyla hem Buda ve hem de Hz. Musa kendi hedefleri doğrultusunda yılmadan, cesaretle ve yorulmadan mücadele etmişlerdir.
  5. Bu dünya hayatı, manevi hayata dönüştürülmesi gereken kurallar, Kutsal’a doğru hicretler, mekânsal sürgünlerden ve kopuşlardan ibarettir.Yapılan her iki yolculukta hem Budha ve hem de Hz. Musa için kutsal arayışınkendilerindeki tecellisi veya tezahürü nihai durak olmuştur. Ancak bu ikilinin zihinsel olgunlaşması ve hakikati kavraması kendileri açısından meşakkatli bir süreç olmuştur. Bu özgürleştirici/aydınlatıcı süreçler sonucunda Buda ve talebeleri dünyanın köleleştirişi ve tutsaklaştırıcı hengâmesinden uzaklaşıp içsel aydınlanmayla kutsal ile karşıya kalarak aydınlanmaya ve dört hakikat ve sekiz dilimli kurallarıyla ererken, Hz. Musa ve kavmi ise on emir ile özetlenen şeriatıyla Tanrı’nın buyruklarıyla kölelikten kurtulup dünyadan ıssızlığa, çölün yalnızlığına ve arındırıcı özgürlüğe ulaşmıştır. Bu uğurda her iki din kurucusu da nihai gerçeği kendi bağlamlarında tanımlayıp Budizm için nirvanayı, İsrail için maddi ve manevi ilahi nimetlere nail olarak şeriatı nihai hedef görmüşlerdir.
  6. Kaçış ve feragat rampaları olarak Çöl ve Geyik Parkı: Nitekim Hz. Musa, Nil Nehrinin, Buda ise Ganj Nehrinin suladığı toprakların büyüye dayalı okült inanç akıntılarına karşı adeta soyutlaştırıcı karasal adalar inşa ederek kendi takipçilerini meydana getirmişlerdir. Söz gelişi Buda, kendi cemaatini inşa ederken Hint alt kıtasının kast sisteminin boyunduruğuna ve ayrımcılığına, Hz. Musa ise Firavun’un ırkçı, baskıcı ve köleleştirişi tavrına karşı daha hermetik ve orta yol bir anlayış oluşturmaya çalışmışlardır.
  7. Seçkin Sangha ve Seçilmiş Halk İsrail: Bundan dolayı onların teşekkül ettirdikleri cemaatleri veya sosyal yapıları üzerindeki etkileri, benzer şekilde hiçbir zaman değer kaybetmemiş, aksine zamana bağlı olarak ortaya çıkan tarihsel şahsiyetleri daha da yüceltip modern hâline sokmayı başarmıştır. Bu çabaların sonucunda seçilmiş talebeleri için Buda ve seçkin ve üstün millete dönüşen kavmi için Hz. Musa, hem sosyal reformcu ve hem de dinî lider olarak benzer görevler üstlenmişlerdir. Ortak bir misyon olarak her ikisi de kendi mensuplarını geleneğin yozlaşmasına karşı uyarmış, bu uğurda karşı çıkanlara devrimci bir tavırla meydan okumuş ve sistematik olarak kendi inanç sistemlerini dinamik tutmayı başarmışlardır.
  8. Yanan Çalı- Aydınlatıcı Bodhi Ağacı: Her iki din kurucusu da hakikati ilan etme, yaşama ve tefekkür etme gibi eylemlerle hakikatin karşısında yer alanlara sessiz kalmamış aksine bütün cesaretleriyle doğru yolda ilerlemiş ve kendisine tabi olanları peşlerinden doğru yola götürmüşlerdir. Kutsal tecrübesini aydınlanarak Budha yabani incir ağacının altında yaşarken, Hz. Musa ise yanan çalıda kutsalın tecrübesini yaşamıştır.
  9. Ruhani Bilişsel Ahlak- Sosyal Ahlak: Son olarak hem bilince yönelik metafiziği önceleyen tefekküre dayalı bir devinim inşa eden Budha hem de sosyal bir ahlaki devrim ve devinim getiren Hz. Musa kendileri için planlanan yaşam biçimini sorgulayarak, yeniden tanımlayarak, tepki göstererek veya devrimci bir kimlikle mükemmele doğru değiştirerek doğru bildikleri yolda ilerlemişler ve muhaliflerine asla boyun eğmemişlerdir. Onların bizzat edindikleri ve müntesiplerini sevk ettikleri yol daima mutedil, uzlaştırıcı, adil, eşitlikçi, hakkın savunucusu olmuştur. Bilişsel bir fenomenolojik bakışla “Buda’nın şeriat getirici peygamberliği” veya “Musa’nın aydınlatıcı bilgeliği” gibi çapraz sıfatlar giydirildiğinde bile her ikisinin ortak olarak etraflarındaki tüm insanları iyiye, doğruya, adalete, günahlardan kurtulup temizlenmeye ve ruhsal aydınlanmaya ve sonunda mutlak özgürlüğe kavuşturmaya yönelik metafizik çabaları çok daha fazla önemsenmelidir.

Mustafa Alıcı, 1969 yılında Erzincan'da doğdu. 1988 yılında Erzincan İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl girdiği Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğrenciliği sırasında hafız oldu. 1993 yılında İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Dinler Tarihi anabilim dalında doktoraya başladı. Ocak 1996- Aralık 1996 tarihleri arasında bir yıl süreyle İtalya, Perugia'da Yabancılar İçin İtalyanca Üniversitesi'nde ileri düzey İtalyanca dil eğitimi aldı. 1996- 1998 yılları arasında İtalya, Roma’da doktora teziyle ilgili araştırmalarda bulundu. 1998 yılında 3 ay İngiltere'de, Bristol, Birmigham ve Londra'da doktora teziyle ilgili araştırmalar yaptı. 1995- 2010 yılları arasında Rize Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Dinler Tarihi öğretim üyesi olarak görev yaptı. 2011-2012 yılları arasında Erzincan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan yardımcısı olarak hizmet etti.2012 yılının yazında üç ay süreyle YÖK bursu ile İtalya’da akademik çalışmalarını sürdürdü. 2013 yılında Profesör olan ve2014 yılında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olarak atanan Alıcı, 25 Kasım 2017 tarihinde aynı fakültenin dekanlığına asaleten atanan Alıcı, 24 Nisan 2019 tarihine kadar bu görevi sürdürdü. Alıcı, Evli ve üç çocuk babası olup Arapça, İngilizce, İtalyanca ve Latince bilmektedir. Alıcı halen dinlerarası ve kültürlerarası ilişkiler, İslam irfanı, monoteizm, postmodern din bilimleri konularında çalışmalarını sürdürmektedir. Bazı çalışmaları şunlardır; 1. Dinler Tarihinin Batılı Öncüleri”(2008, 2011) 2. Evrimci Politeizm Devrimci Monoteizm (2014) 3. Din Bilimlerinde Klasik ve Çağdaş Metodolojik Yaklaşımlar (2017) 4. Postmodern Din Biliminin Batılı Öncüleri (Yayımlanmak Üzere)

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir