1. Anasayfa
  2. Söyleşi

Zakat Foundation yöneticisi Halil Demir ile söyleşi

Zakat Foundation yöneticisi Halil Demir ile söyleşi
0

Zakat Foundation bizim Anadolu’daki hayatımızın, Amerika’daki faaliyetlerimize yansımasıdır.

Halil Demir

  1. Halil Bey, kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Çocukken Ramazan ayı nasıl geçiyordu? Ailenizle ve çevrenizle olan Ramazan hatıralarınızı birkaç cümleyle paylaşır mısınız?

Muhterem kardeşim, öncelikle bizi ziyaret ettiğiniz için size ve insaniyet.net’e teşekkür ediyorum. Ben, kendi şahsımdan fazla bahsetmeyi seven bir insan değilim. Sadece şunu söyleyeyim. Ben Güneydoğu’da Şanlıurfa’da, Birecik ilçesindeki Surtepe köyünde doğdum. Bizim Ramazanlar çok neşeliydi. Ramazan ayındaki iftar sofralarımızda az da olsa mutlaka çiğ köfte olurdu. İftarda top sesini, sahurda davul sesini sevgiyle beklerdik. Çünkü o zaman ezanlardan çok kaleden top atılırdı. Ve o top saatinde çocukların sevinç seslerini duyardık. Teravih namazlarına çocukların hepsi giderdi. Biz en arkada otururduk. Tabii, biz gürültü patırtı yapınca bizim amcalar da “Höös laan!” diye bağırırdı. O güzel Ramazanları aile ve aile dostları ile geçirdik. Fırınlarımız gece açık olurdu. O anlamda Ramazan halkımız için çok anlamlı bir aydı. Güzeldi.

  1. Türkiye’ye hayli uzak bir coğrafyada Ramazan nasıl geçiyor? Türkiye’den gelenlerle buluşabiliyor musunuz? Diğer İslam ülkelerinden gelenlerle Ramazan ayında bir araya gelişler, çalışmalar oluyor mu?

Biliyorsunuz Amerika’daki en büyük Müslüman kurumlardan biri olan Zakat Foundation of America’nın başındayım. Bizim işlerimiz genelde Müslümanlarla, gayrimüslimlerle, fukara ve açlarla. Ramazan ayında sayısını bilmiyorum ama sayıları yüzlere varan bölgelerde, camilerde ve camilerin dışında iftarlar veriyoruz. Bu anlamda, Müslüman olan ve olmayan fukaralara Ramazan boyunca dağıtımlarımız oluyor. Ayrıca Amerika dışında yaklaşık 50 ülkede birkaç milyon dolar değerinde iftar veriyoruz. Zakat Foundation’ın 13 tane ofisi var. Bu ofislerimizin dışında temsilcilerimizin olduğu bölgeler var. Camilerle olsun, komitelerle olsun birden fazla lokasyonda her gün bin kişiye iftar veriyoruz. Bu toplamda belki milyona ulaşan iftariyelik oluyor. Dolayısıyla Ramazan çalışmalarımız çok aktif olarak devam ediyor.

  1. Zakat Foundation’ın kuruluş hikayesini dinleyebilir miyiz? Çok önemli bir kuruluş. Türkiye’den ABD’ye uzanan bu yolculuk nasıl başladı? Daha yakından tanımak istiyoruz.

Biz Anadolu insanının, imanla ve ahlakla evlatlarını yetiştiren annelerinin elinde büyüdük. Fukaralara, açlara, mazlumlara bakmak zaten bizim kültürümüzün bir parçasıydı. Örneğin köydeki tarlamız yolun kenarındaydı. Anne babamız bize, uzaktan gelen ve buradan geçen yolculara mutlaka meyve, sebze ikram etmemizi öğretirdi. Allah onlara rahmet eylesin. Bu Anadolu kültürü. Zakat Foundation, o kültürün profesyonel olarak bizim hayatımıza yansımasıdır. Zekât bilinen bir şeydir. Zekât, Müslümanlara yapılması gereken bir farziyetin yerine getirilmesi, hatırlatması ve hayata geçirilmesidir. Bunun adıyla hareket etmek, mazlum olan, muhtaç olan, ihtiyaç sahibi olan insanlara el uzatılması anlamına geliyor. O anlamda Zakat Foundation bizim Anadolu’daki hayatımızın, şu andaki hayatımıza yansımasıdır.

Kuruluş hikayesi ise önce ben liseden sonra Avrupa’ya gittim, orada okudum. Orada da yaptığımız birçok çalışmalar vardı, birçok kurumlar oluşturduk. Aşağı yukarı 25 yıldan beri Amerika’dayım. Toplamda herhalde 40 yıllık hikâye. Avrupa’da da aynı çalışmaları yapıyorduk. O zaman Bosna’da, Azerbaycan’da, Çeçenistan’da savaş vardı. Bu bölgelere yardım ulaştırmak için Avrupa’daki Türkleri ve oradaki toplumu örgütleyerek insanlara yardım etmeye çalışıyorduk. Daha sonra buraya geldiğimizde Zakat Foundation orada yaptığımız faaliyetlerin devamı oldu.

  1. Yardım derneğinizin etkisiyle ilgili şu hususu sormak istiyorum. Zakat Foundation ABD’de çok önemli insani yardım kuruluşları arasında. İnternet sitesinde önemli kurumlardan akreditasyon aldığı ifade ediliyor. Bu kuruluş bulunduğunuz toplumda, özellikle de Müslümanlar arasında nasıl bir etki yaratıyor?

Zannederim Amerikalı Müslümanların en sevdiği, en güvendiği kurumlardan biriyiz. Çünkü biz diğer kardeşlerimiz gibi İslam ahlakının standartlarına göre hareket ediyoruz. Transparency (şeffaflık), accountability (hesap verebilirlik) ilkelerimiz var. İnsanların rengine, ırkına, cinsiyetine bakmadan sadece insan olmaları hesabıyla muhtaç olan insanlara el uzatıyoruz. Bu değerler bizi Amerika’daki toplum tarafından da takdir edilen bir kurum haline getirdi. Geçenlerde Florida’da olan yangınlarda, Kaliforniya’da, bizim kurumumuz belki de en aktif çalışan kurumlardan biriydi. Belediye başkanı bizim kampımızı ziyaret ederek takdirlerini ve teşekkürlerini sundu. Çünkü biz acayip hızlı ve sistematik çalışıyorduk. O anlamda Amerikalı Müslümanlar tarafından sevilen, sayılan ve yardım edilen bir kurumumuz.

  1. Benzer amaçlarla kurulmuş dernek ve vakıflarla iş birlikleriniz oluyor mu? Bu noktada olumlu ve olumsuz ne gibi durumlar yaşıyorsunuz?

Amerika Birleşik Devletleri’nde InterAction denilen bir çatı kurum vardır. Amerika’daki bütün uluslararası yardım kuruluşları onun üyesidir. Zakat Foundation da oranın aktif bir üyesidir. Hepimiz o platformda buluşur, sorunları konuşur, çözüp aramaya çalışırız. Diğer taraftan Müslüman Amerikalıların çatı kurumu olarak Amerika’da American Muslim Humanitarian Forum (AMHF) denilen bir çatı kurumu vardır.  Yaklaşık 10 tane önde gelen Amerikalı Müslüman kurum onun üyesidir. Zakat Foundation, şu anda AMHF Chairman’i yani başkanlığını yapıyor. Bu şekilde Amerika’daki hem gayrimüslim hem Müslüman kurumlarla çok iyi bir diyalogumuz var. Bu kurumlarla iş birliğimiz her zaman mevcut.

  1. Amerika’daki Müslümanların sosyal, ekonomik ve kültürel güçleri hakkında neler söyleyebilirsiniz? Uzun yıllarda buradasınız. Bununla ilgili bizimle neler paylaşmak istersiniz?

Aslında Amerikalı Müslümanlar belki de dünya Müslümanları arasında en şanslı Müslümanlardır. Çünkü Amerika’daki hürriyetin, buranın vermiş olduğu imkanların dünyanın birçok yerindeki Müslümanların elinde olmadığı bir gerçek. Amerika’daki Müslümanları mesela Avrupa’daki Müslümanlardan ayıran bir yönü büyük bir kısmının eğitimli olması. Bizim sayımızın küçük olsa da bu sayı iyi örgütlendiği takdirde güçlü bir azınlık olabilme ihtimali kesin. Bazı hususlarda Müslümanlar Amerika için örnek teşkil ediyor. Örneğin Amerika genelinde normal bir Amerikalı 900 dolar yıllık sosyal ve yardım kuruşlarına para verirken Amerikalı Müslümanlar bunun çok üzerinde 1800 dolar yardım yapıyor. Yani Amerikalı Müslümanlar cömert. Birincisi bu. İkincisi, Amerikalı Müslümanlar yeni, sürekli büyüyen ve gelişen bir toplum. Şimdiye kadar siyasette eksiklerdi. Son zamanlarda aktif bir şekilde siyasette de çalışmaya başladılar. Yani hayatın her alanında Müslümanları görebilirsiniz. Şuradaki (Şikago) hastaneye gitseniz örneğin hastaneden en aşağı 5-10 tane doktoru Müslümandır. Buradaki büyük firmaların CEO’larına bakarsanız hiç olmazsa birkaç tanesi Müslümandır. Bu anlamda Amerikalı Müslümanlar biraz daha şanslı diğer bölgelere göre. Buradaki Müslümanların iyi bir tarafı daha var. Örneğin toplumun ortalaması alındığında içkiden kaynaklanan trafik kazalarında Müslümanların sayısı sıfıra iner. Bu diğer alanlarda da böyle. Suç işleme oranında diğer toplumlara göre Müslümanların sayısı çok daha düşük. O anlamda Müslüman toplumun Amerika’da kendi yerini edinebilmesi için biraz daha sayısının büyümesi, biraz daha örgütlenmesi gerekiyor. Epey cami sayısı var, Müslümanlar genelde camilerde örgütleniyorlar. İslamî okullar açmaya başladılar. Oldukça İslami okullar var ve sürekli gelişiyor. Convert veya revert dediğimiz yani İslam’ı din olarak seçen mühtedi insanların sayısı da günden güne artıyor. Beyazı, Siyahisi, Latin’i olsun her renkten insan İslam’a giriyor. O anlamda eğer Müslümanlar, ilişkileri ve örgütlenmeyi genelleştirebilirlerse Amerika’da ciddi bir güç haline gelebilirler.

  1. Buralarda kültürel faaliyetler oluyor mu? Müslümanlar ülkelerinden getirdiği kültürlerini koruyabiliyorlar mı?

Evet. Bugün gerçekleşen bir şey söyleyeyim size. Belki de tarihi bir ana şahit olursunuz. Bizim bu mahalleye Little Palestine (Küçük Filistin) diyorlar. Yani şu oturduğumuz yerde 50 bin Müslüman yaşıyor. Dışarı çıksam seslensem herhalde Müslümana denk gelir. Bizim mahalle camilerine ve okullarına aşağı yukarı haftada 30 bin kişi gelip gidiyor. O kadar kalabalık. Cuma namazlarımız 5 bin kişi ile kılınıyor. En son top sahasında kıldığımız bayram namazında yaklaşık 30 bin kişiydik.  Yani burası kalabalık bir yer. Dün buradaki Filistinli Müslümanlar şehir yönetimine 7 Nisan’ın Little Palestine yani Arap Halkı’nın kültürel bir günü olması için başvuruda bulundular. Geldiler, bize imzalar mısınız dediler. Mesela bu bir kültürel bir çalışma. Diğer taraftan Zakat Foundation yardımıyla geçen sene biz Türk Festivali yaptık burada. Türk Festivali buradaki en büyük kongre merkezinde oldu. 15 bin kişi katıldı. 2 ay sonra aynısı aynı yerde yapılacak. Aşağı yukarı 30 bin kişi bekliyoruz. Yani bunlar hep kültürel çalışmalardır ve sürekli gelişiyor Allah’a şükür.

(Araya girerek) Hangi gün yapılacak acaba, biz de görmek isteriz.

Mayıs’ın 23’ü ile 25’i arası olacak aynı yerde. Gelmeniz lazım. Yardım etmek için gelmeniz lazım. Adama ihtiyaç var.

  1. Desteklerinizi Amerikan halkından mı alıyorsunuz yoksa Amerika dışından da yardım oluyor mu?

Amerika dışından çok az. Türklerden belki kurbanını verenler oluyor zaman zaman. Ama genelde Amerika halkıyla yapıyoruz. Çünkü biliyorsunuz Amerika dünyanın en zengin ülkesi. Şöyle düşünüyorum ben. Amerikan halkı 430 milyar dolar bizim gibi kurumlara para veriyor. Halk veriyor bunu. Diyeceksiniz ki Google var, Microsoft var, buralardan geliyor. Doğru değil. Bunun sadece 80 milyarı kurumlardan geliyor. 350 milyar dolarını sıradan insanlar, bizim gibi maaşla çalışan insanlar veriyor. Bu rakamlar yıllık rakamlar. Korkunç bir para. Onun için Zakat Foundation’ın gelecek hedefi olarak sadece 3,5 milyon Müslümana bağımlı olmak yerine yaptığımız hayır işleri, güzel işleri Amerikan halkının tümüne sunalım istiyoruz. Amerikan halkı baksın, karar versin. O hususta hoşgörü sahibidirler. Mesele bir pizza İtalyan yemeği olmasına rağmen bugün Amerika halkının bir kültürünün parçasıdır. Neden? Çünkü Amerika halkı güzel olanı, tatlı olanı, verimli olanı kabul ediyor. Hizmette de bu böyle. Burada birçok kurum görürsünüz. Hangi mezhepten olduğunu bile bilmezsiniz ama hizmetini bilirsiniz. Örneğin Salvation Army. Amerika’nın her tarafında ofisleri var, dükkanları var. Sürekli satış yaparak yardım yapıyorlar. Hangi mezheptedir, bilmezsiniz. Amerikalara sorun. Burada doğmuş büyümüş birileri bile bilmez. Ama hizmetlerini biliyorlar. Catholic Charities’i biliyorlar. Katoliktir ama hizmetlerinden herkes yararlanıyor. Zakat Foundation’ın da öyle bir kurum olması an meselesi. Bizim çalışmalarımız Allah’ın izniyle devam ettikçe, hizmetlerimizi sundukça inşallah ümit ediyorum Amerikan halkı da aynı şekilde daha güzel işler yapabilmemiz için bu hizmetleri destekleyecektir. Burası 350 milyon nüfusuyla alım gücü güçlü olan bir yer. Biz onlara derdimizi anlatarak insanların hayır sahibi olmalarını sağlayabiliriz. Ben Müslüman olmayan birçok kurumun da fundraising’ini (bağış toplama) biliyorum. Onun için bizim dışarıya gidip başkalarından para istememize gerek yok. Amerika’da, sadece Şikago’da 120 bin milyoner var, 20 tane milyarder var. Bunlar açık olanlar, bir de gizli olanları var. Böyle bir şehirde başka yere gitmeye gerek var mı?

  1. Müslümanlar, bazı çevrelerde alevlendirilen İslam düşmanlığı bağlamında burada nelerle karşılaşıyor? Din ve ibadet özgürlüğü anlamında zorluklar yaşıyor musunuz?

Hayır, bu hususa bir mesele yok. Ama dünyada olan, Orta Doğu’da olan hadiselerin buraya yansıdığı oluyor. Bunlar belli gruplar tarafından ateşleniyor. İslam Amerika’nın bir parçası. Osmanlı Devleti bu ülkeyi tanımış ve o günden beri belirli hükümetlerle çalışmışlar. Amerika Anayasası yazıldığında, Founding Father (kurucu baba) dedikleri Abraham Lincoln’ın Kur’an’ı var. Hala o Kur’an senatoda bulunuyor. Müslüman milletvekilleri seçildiklerinde, o Kur’an’a elini basarak yemin ediyorlar. Lincoln’dan beri kanunları korumada referans olabilecek bir kitap olarak görüyorlar. Yani Kur’an’ı o zaman tanımışlar. O zamandan bu zamana Osmanlı Devleti’nden yapılan ticaretler var, konsoloslar var. Diğer taraftan Morocco’dan(Fas) Arap Atları’nın getirilip yetiştirilmesi anlaşmaları var.  Bir de bunun ötesinde köle olarak getirilen insanlar var. Yani Müslümanlar başından beri Amerika’da varlar.  Dolayısıyla Amerika Müslümanlara yabancı değil. Ama buradaki yabancı düşmanlığından nemalanan, İslam düşmanlığından nemalanan gruplar var. O grupların siyasi görüşlerinden alevlendirdiği konular oluyor. Ama Amerikalı Müslümanlar hizmetlerini artırdıkça, güzel vatandaş olma hukukuna uydukları müddetçe, çalışmalarını başarılı bir şekilde Amerikan halkına tanıdıkları müddetçe, inanıyorum ki Amerikalı Müslümanlar hem burada başarılı olacaklar hem de dünya Müslümanlarına yardım etmede güzel çalışmalar yapacaklar.

  1. Türkiye’deki faaliyetlerinizi de dinlemek istiyoruz. Türkiye’deki insani yardım projeleriniz hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Biz Zakat Foundation oluşumundan bugüne sürekli Türkiye’ye hizmet eden bir kurumuz. Çünkü Türkiye bulunduğu coğrafya sebebiyle sürekli mültecilerin geldiği, muhtaç sahibi olan insanların geldiği bir yer. Suriyelilerin gelmesi, ondan sonra diğer mültecilerin gelmesiyle çalışmalarımız sürekli devam etti. Özellikle Gaziantep’te yönetici arkadaşlarımız ve devlet yetkililerinin yardımıyla binlerce Suriyeli çocuğun eğitimini tamamlaması için ez-Zehra Üniversitesi’ne destek verdik. Orada okuyan bine yakın talebemiz vardı. Bu çocukların sene kaybetmemeleri için mücadele ettik. Hala çalışmalarımız var. Öksüzler için yurtlarımız var. Oradaki vali bey ve sorumlu arkadaşlar bizi yalnız bırakmadılar. Bunun dışında zelzele döneminde önemli çalışmalarımız oldu. Türkiye’yi sarsan ve dünyayı ayağa kaldıran o zelzelede buradan oraya yardım eden en aktif kurumlardan birisi Zakat Foundation idi. Bunu bizim Türk diplomatları da biliyor. Biz Amazon’u ikna ettik. Amazon Amerika genelindeki bütün yapılan bağışları direkt olarak bizim buraya getiriyordu. Mesela diyelim ki bir Müslüman kurum veya bir Türk talebeler grubu eşya toplamışlar ama bunu kamyona verseler, değeri eşyaların değerinden daha fazla olacak. Amazon’la bunların hepsini buraya getirdik. Buradan da havaalanına götürüp Türk Hava Yolları ile anında Türkiye yetiştirdik. Yine tırlarla gönderdiğimiz eşyalar oldu. Gönderdiğimiz eşyalar hala kullanılmaktadır. Adıyaman’da açmış olduğumuz Eli Yaman kamp ve çalışma yeri var. O dönemde açmış olduğumuz bungalov evleri aldık, bir araya getirdik. Sağ olsun valilik bize yer verdi, AFAD da düzenlemesini yaptı. Onları dükkanlar haline getirdik. Orası bir pazar yeri oldu ve Allah’a şükürler olsun 75 tane ablaya imkân sağlıyor. Eminim orada hala çalışma yapan bazıları bunları okuyacaklardır. Hem üretmeyi öğretiyoruz hem de hem ürettikleri malzemelerin orada satılmasını sağlıyoruz. Bu şekilde kimseye muhtaç olmadan kendi hayatlarını idame edebiliyorlar.  Devletin yapmış olduğu TOKİ evleri bitmiş olsa bile orası pazar yeri olarak kalacak. Ortada bir kahvehane gibi bir yer açtık. İnsanlar gelip istirahat edebilecekler. Çevre valililerimize de söyledik, onlar da insanları burada alışveriş yapmaya teşvik edecekler. Gerçekten yaptıkları güzel malzemeler ve yiyecekler var. Bunun açılışını yaptık. Vali Bey ve basın oradaydı sağ olsunlar.

İlgili haber için:

https://www.haberturk.com/adiyaman-haberleri/35872323-adiyamanda-eliyaman-yoresel-urunler-carsisi-acildi

  1. Röportajı bitirmeden önce son olarak şunu sormak istiyorum: Şanlıurfa’ya gidip geliyor musunuz? Uçakla 12 saati aşan uzun yolculuk ziyaretleri zorlaştırıyor mu, yoksa ailenizi ve dostlarınızı sık sık ziyaret ediyor musunuz?

Gaziantep’te çalışmalarımız olduğu için ara sıra Birecik’e gitme imkânım oluyordu. Son gittiğimde ne yazık ki ablamı sadece 20 dakika görebildim. Adıyaman’a gitmek için erken kalktık, açılışı yaptık. Geri geldiğimizde günümüz dolmuştu. Tekrar İstanbul’a, İstanbul’dan buraya gelmek durumunda kaldık. Evet, oraya gittiğimde görebildiğim kadarıyla dost akrabaları ziyaret etmeye çalışıyorum. Ama her zaman imkân olmuyor.

Türkiye’nin en çok özlediğiniz üç şeyi nedir desem?…

Türkiye, çok babacan insanlarla ve güzelliklerle dolu. Onların güzel yüzü, cömertliği, kendileri ihtiyaç sahibi olsa bile kapısını dövdüğünde veya yanına oturduğunda ikram edecek neyi varsa sana ikram etmeden bırakmayan bir toplum. Türkiye’nin yemeklerinin çok milliyetçisiyim. O kadar ülkeler gezdim, kıtalar dolaştım ama abartmak için söylemiyorum gerçekten, Türkiye’deki gibi bir lokantaya oturduğunuzda, bir yere girdiğinizde o kadar zevkli yemeklerin yapıldığı hiçbir yer yok. O anlamda cennet gibi bir ülke. Bu ülkenin insanları tarihten alacakları o şevkle, Anadolu’yu Anadolu yapan o kudretin, o güzelliğin, o cesaretin, o şecaatin, o iyilikseverliğin tekrar yeşerip insanlarımızı o güzelliklerle bezemesi ve bunları hem kendi aralarında hem de dünyaya yaymaları beklediğim, arzu ettiğim, hayal ettiğim bir ütopyadır. İnşallah böyle olacaktır. Çünkü Türkiye’de bu potansiyel var. Hala güzel insanlarla dolu. İşte üç şeyi saydım. Güzel insanlarının güzel yüzleri, yemekleri ve bir de tatlıları.

Özellikle bir yemek var mı Halil Bey?

Biz Urfalıyız, patlıcanlı kebap diyebilirim. Yani hangi birini söyleyeyim? Antep’in bin beş yüz çeşidi var. Bizim kaymakam vardı. Tuncay Bey. Ben orada bir okul yaptırdım. Beni vali beyle tanıştırmak için valiliğe götürdü. Yusuf Yavaşcan bizim valiydi. Okula annemin adını koyacaktım. Ama bizim köydeki okula annemin adını koydular. O sebeple o okula da benim adımı koydular. Ben istememiştim. İki, üç sene de açılış için beklediler ama alkış almak için onu yapmadığımı söylemiştim, gitmedim. Velhasıl Urfa’ya gittik. Abi ben seni bir yere götüreceğim özlemişsindir, dedi. Dedim ki; ben sağlığım sebebiyle yemek konusunda daha dikkatli davranmam gerekiyor. Çünkü dışarıda çok kaldık. Bir şey olmaz, dedi. Bari bir şiş olsun dedim. O, ikincisini de isteyeceksin abi, dedi. Gerçekten onu bitirdim ve bir tane daha getirin dedim. O kadar lezzetli ki onu takdir etmemek mümkün değil. Yine bir defasında dışarıdan gelen gazeteci misafirlerim vardı. Birecik’te oturduk. Patlıcanlı kebap yediler. Emin ol hala oturduğumuzda ondan bahsediyorlar. Biz içinde yaşadığımız için bu güzellikleri bazen fark etmiyoruz maalesef.

Zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum Halil Bey. Hayırlı Ramazanlar diliyoruz.

 

 

Bu söyleşideki resimler için Servet Kardes’e teşekkür ederim.

1991 yılında Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu. Nizip İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne girdi. 2018 yılında aynı üniversitenin İslam Tarihi ve Sanatları bölümünde yüksek lisansını, 2025 yılında ise doktora programını tamamladı. Bu süreçte Almanya, Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri’nde İslam tarih yazımı öncesi hicrî ilk asırla ilgili akademik araştırmalarda bulundu. Çeşitli dergi ve platformlarda yazılar yazdı ve editörlük yaptı. İyi derecede Arapça ve İngilizce, temel seviyede Almanca bilmektedir. Evli ve bir çocuk babasıdır. Yayımlanmış bir kitabı bulunmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir