İzmir, Ağustos 1987, Akif Kurtuluş’tan “Tören Provası”
1983’te kitaplaştırdığı Yalan Şiirler (Tan Kitap Yay., İst., 1983) ile okuma gündemime giren Akif Kurtuluş elimdeki Tören Provası (Eleştiri Yay., İst., tarihsiz, 42 s.)’nda genellikle Ankara’da ve Kasım 1982 ilâ Ağustos 1986 tarihleri arasında yazdığı şiirlere yer vermiş.
1959 Ankara doğumlu olan Kurtuluş, bu kitabını iki bölümden oluşturmuş: 11 şiirin yer aldığı “Açılmış Bir Defter Kapanmaz Ki” ve 3 şiirin yer aldığı “Aşk Bilgisi”…
“Törenlerden hep sıkılmış gördüm: Neslihan Kurtuluş’a” ithafıyla açılıyor kitap. Eserin ilk bölümü iki epigraf arasında sunulmuş. İlki “Sraffa” imzalı ve “Arkadaşlar ölüyorlar ve doğmuyorlar. Bunu biliyor musunuz?” şeklinde. Bölümün sonundaki epigraf ise “Dikkatli olun! Beni sakatlıyacaksınız.” şeklinde olup kurgusal bir nitelik taşıyor.
Tören Provası için kaydettiğim ilk notlar şöyle: “Yaşanan zamanları ‘ben’ üstünde toplayan şair, uzun ve imge yüklü dizelerle kuruyor şiirini. Bir uyumsuzluk şiiri bu. Sorumlu bir uyumsuzluk şiiri. Ayrıca şairin kendisiyle hesaplaştığı bir şiir. Hesaplaşma kaçışı ama geri dönüşlü bir kaçışı getiriyor birlikteliğinde.”
Bu notları bir A4 kâğıdına not ettim. Bir de kitap üzerine aldıklarım var. Bunları belirli bir düzen içinde şuraya da kaydedeyim:
Kitabın ilk şiiri olan “Anılar Tarafsız Değildir” (s. 11) Tören Provası’nın bir yenilgi töreni provasına mı atıf yapıyor sorusunu getiriyor akla. Metindeki “mahallemizde çıkan yangın gibiydim”, “herkesden saklamakla övündüğüm yaram”, “boynum kimselerin dikkatini çekmemiş” “karkuyusunda benim için her mevsim” “kaldıramıyorum kılıcını saklayan zabit gibi çarşıdan geçmeyi”, “fail, meçhul, maktül ve mağdurum” gibi dizeler bana edilgenlik yönü daha ağır basan bir “özne”yi çağrıştırıyor. Kaldı ki etkin bir eylem olan “kepenk kapattırma” olayı bile şair tarafından “yenilgi provası” olarak adlandırılıyor. “cephe gerisini gez”mek, “hil’at töreninin bedeli”, başındaki tac’ın kurban edilme ödülü olması, yen içindeki kolu kırma mevsimi, yangından ‘kurtarılmış’lık gibi imgesel ifadeler de geri çekilmeye eğilimli bir ruhu imliyor.
Bu ruhsal hava kitaptaki pek çok şiirde varlığını gösteriyor. Örneklendirelim: “Kırıldığı Vazolarla”daki “güpegündüz işgal edildim” (s. 13), “Geçersiz Sayılabilirim”deki “adıma yıllar önce saplanmış bir bıçağı bugün kanıyorum” (s. 15) ve “resim aldıracak suretim yok benim, geçersiz sayılabilirim” (s. 16), “Aynaların Arkasına”daki “bilmezdim kalbimin karartma gecelerine bu kadar uyacağını/dilsizim, döndüm defterime, aynaların arkasına yerleştim” (s. 18), “Ödünç Cesareterle”deki “gemiden son ayrılan bendim unutarak seyir defterini” (s. 21), “Yalnızlığımı Unutturmayacak Kadar”daki “cenaze törenlerinde ağlayarak acı paylaşmasını bu zamanlarda öğrendim” (s. 26), “Yanıt Ver Sevinç”teki “… yine onlar kazandı. güzelsin kalbim: yenilmiş yazıldın o sayfalara” (s. 33)…
Tören Provası’nın içeriğini 12 Eylül sonrası süreçte yazılan şiirler oluşturduğunu dikkate alırsak onlara bahsi geçen ruh yansımasını anlamakta zorlanmayız. Tam da bu noktada, dönemin zihniyet dünyasını ele veren kimi tespitler yapabiliriz: “Geçersiz Sayılabilirim”deki “bugüne kadar alınan ifadelerimi geçersiz sayıyorum” (s. 15), “Hangi Sürgün”deki “eski bir hükümlü gibi sarsak sözlerle başlıyorum konuşmaya” (s. 20), “Ödünç Cesetlerde”ki “kıdemli yargıç da inanmıyor sesimin gürleştiğine” (s. 22) veya “her şey vatan için, her şey vatan için” (s. 23) ve “vatan sana canım feda, vatan sana canım feda” (s. 24) alıntıları, “Yalnızlığımı Unutturmayacak Kadar”daki “çadırların ardındaki gölgelerden baskın havası seziliyor” (s. 26), “Kalbi Kanamalı Tek Ben miyim?”deki “rahatta dinleyin arkadaşlar” (s. 28) ve “arabayı hazırla oğlum, forsu açma, bu kez nizamiyeden çıkacağız” (s. 29), “Deniz Suyu Şişede de Mavidir”deki “çarşı iznine çıkmış bir askerin sıkıntısı demişimdir” (s. 30) ve “ıssızlık mı yalnızlık mı, tören kıt’ası komutanına sormalı” (s. 31), “Yanıt Ver Sevinç”teki “… geceler boyu mermi dolu sandıklar taşıdın ülke içlerine” (s.32)…
Kitaba egemen olan hava üç şiirden oluşan “Aşk Bilgisi” bölümüne de egemen. Bunu “Yüreğinin Vuruşuyla”daki “mermi susuşunu aldım, başarısız suikastler hazırladım kendime” (s. 40) ve “Ürkek Bir Anı Oldum”daki “tren ayrıldı, tuttum koyu bir karanlıkla yırttım kendimi/resim oldum, ürkek bir anı oldum, artık kim olsa kırar beni” (s. 42) dizeleri ile görünür kılabiliriz.

Yukarıdan beri alıntıladığımız dizelerden de belli oluyor; Tören Provası’nda şairanelik yüksek rakımlara çıkıyor. Bu arada şairaneliğin süsü olan dizeler de gözlerimizi almıyor değil. Albenili birkaç dize sunayım:
“uzak bir ilçenin sokak adı gibi gidip geldin dilimin ucuna” (Hangi Sürgün, s. 19)
“bu güz yağmur yağar, saçların gelecek bahara ıslanır” (Ödünç Cesetlerle, s. 23)
“hal ve gidişi pekiyi olan bir çocuk resminin arabıyım” (Deniz Suyu Şişede ve Mavidir, s. 31)
“daya kulağını kalbime, arka odalardan ince bir keman sesi” (Kadıköy 1977, s. 39)
