Bizimle İletişime Geçin

Kitap

Franz Kafka’dan Ian Mcewan’a  “Hamamböceği”

“İşler yolunda gidiyordu. Böyle zor bir zamanda ülkenin sağlam bir düşmana ihtiyacı vardı” (s.50) ve o sağlam düşman çok geçmeden yaratılır. Birkaç balıkçının farkında olmadan (?) Fransız karasularını ihlal etmesinin ardından öldürülmeleri iki ülke arasında büyük bir krize doğru taşınır.

EKLENDİ

:

Rita Felski “Edebiyat Ne İşe Yarar?” adlı eserinde edebiyatın işlevlerine değinir ve “İnsanın bir kitapta kendini bulması, tanıması ne anlama gelir?” diye sorar. Cevabı yine kendisi veren Felski’ye göre bu, aynı anda hem düpedüz sıradan hem de gene eşsiz bir deneyim gibidir. Yani edebiyatın ilk işlevi “tanıma” olarak açıklanır. Felski’ye göre edebiyat önce insanın kendini bulmasına yardımcı olur. Metin ve okur arasındaki boşluk, birdenbire ortadan kalkınca, okur, yakınlık duygusu ile sayfalarda kendini bulur. Çünkü insanın idrak kabiliyetini geliştirip ayrıntıları fark etmesini sağlayan, ona eşsiz deneyimler yaşatan, duygu değişikliği oluşturan, kendisini ve çevresini daha iyi tanımasına yardımcı olan edebiyatın ta kendisidir.

Edebiyatın bu işlevi, yazarının hayal gücü, yaratıcılığı ve üslubu ile de ilgilidir. Bu nedenledir ki aynı konunun ele alınması farklı yazarların anlatımıyla zenginlik kazanır, bazen en sıradan, alelade konunun bile bir yazarla âdeta büyülü bir hâl aldığı görülür. Edebiyat, bazen de duymak istemediklerimizi, görmezden geldiklerimizi bize tüm çıplaklığıyla sunar, bazen de farklı bir hüviyete büründürerek kurgulayıp yansıtır. Bunun en belirgin örneği iki farklı yüzyılda iki farklı yazar tarafından ele alınan “hamamböceği” metaforudur.

İlk olarak Kafka’nın kaleme aldığı ve 20. yüzyılın en önemli eserlerinden biri olan “Dönüşüm[2]”, sanayi toplumu karşısında giderek yalnızlaşan ve değersizleşen insanın çaresizliğini çarpıcı biçimde ele almaktadır. Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında hamamböceğine dönüşmesiyle hafızalara kazınan sahne[3], içinde bulunduğumuz çağda pek çok insanın geldiği noktayı göstermesi bakımından da eseri önemli kılıp, çağının ötesine hitap edebilen Kafka’yı âdeta ölümsüzleştirmiştir.

Yazar, eserinde Gregor Samsa’yı herhangi bir hayvana ya da bir nesneye dönüştürmez, onu değişen duygularıyla hamamböceği olarak yeni bir bedende var eder. İnsanlar nezdinde sevilir tarafı olmayan, değersiz görülen, tiksinilen, insanlar arasında yaşaması mümkün olmayan ve son olarak ilaçla yok edilmek üzere son öldürücü darbeye maruz bırakılan hamamböcekleri; Kafka’nın değersizleşen, topluma artık yararı olmayınca itibarını ve saygınlığını kaybeden, bunun sonucunda yalnızlaşan, yok sayılan ve hatta kurtulması gereken bir yük gözüyle bakılan insanları anlatması için biçilmiş kaftandır âdeta.

Kafka, bu eserinde bir yabancılaşma ve varoluş sorunsalına işaret eder. Kendini tümüyle ailesinin yaşamına adayan birey, belirli bir hayat tarzını ve alışılagelmiş yaşam standartlarını koruyabilmek için kendinden tümüyle vazgeçer. Kendi yaşamı sıradanlaşan insan için yaptığı fedakârlıklar bir süre sonra vazife addedilir. Öyle ki ailesi için çalışıp çabalayarak kazandığı tüm parayı babasının borçları için ailesine veren Gregor Samsa’ya duyulan minnet zamanla kaybolur ve o, kendini daha fazla çalışmak zorunda hisseder.

Evin geçimi, kardeşinin konservatuvar parası, babasının borçları derken, bunları kazanmak için türlü zorluklara göğüs gererek her sabah erkenden yola koyulan Gregor Samsa, kendi yaşamından fazlasıyla ödün verir. “Düşünmem gereken bir ailem olmasaydı, çoktan istifamı basmış, patrona gidip aklımdan geçen her şeyi söylemiştim![4] (s. 4) diyerek yapmak istediklerini yapamayışındaki çaresizliğinin asıl sebebini dile getirir.

Hamamböceğine dönüştüğü zaman, kendi bedenini çok da yadırgamadığı ve ona kolayca uyum sağladığı görülen Gregor Samsa için en önemli şey işidir. Dolayısıyla bu dönüşüm, eserde birdenbire verilmiş olsa da insandaki ruhsal değişimlerin, dönüşümlerin, değersizlik ve sıradanlık duygusunun, yabancılaşmanın … çok daha önce başladığı söylenebilir. Hamamböceğine dönüşüm, yalnızca olayın fiziksel boyutudur, bu durum Gregor Samsa’yı bir çıkmaza soksa da onun için işini kaybetmemek, çok daha önemlidir. Geç kalmasının akabinde kendisini hemen kontrole gelen patronuna yaptığı açıklamalar, modern dünyada iş hayatındaki acımasızlığa da işaret etmektedir.

Günümüz dünyasında insanlar çalışmak, daha çok çalışmak zorundadır ve en küçük hataya dahi tolerans gösterilmemektedir. Uyandığı sabah kendi kendine söylediği “Hasta raporu mu alsaydı acaba? Ama beş yıllık iş yaşamında Gregor, bir kez bile hastalanmadığı için yalan olduğu anlaşılabilirdi. Bunun şüphe çekeceği kesindi. Patron sigorta şirketinin doktorunu alıp eve gelir, ailesini işten kaytarmaya çalışan çocuklarıyla ilgili suçlar, insanların hasta olduğuna inanmayıp, hastalık bahanesiyle işten kaçmaya çalışan bir tembeller ordusu olduğunu düşünen doktoru öne sürerek hiçbir açıklamayı dinlemezdi” (s.5) sözleri de bunu desteklemektedir. İş dünyasındaki rekabet, hatayı kabul etmemektedir. Bu nedenle Gregor Samsa’yı endişelendiren, hamamböceği oluşu değil, işini kaybetme riskidir. O, bir hamamböceği olarak da yaşamaya razıdır.

İnsan, yaşamı kendisi için anlamlı kılacak işler yaptığı sürece, yaşamak ve üretmek için kendinde güç bulur. Sıradanlaşan bir hayat, başkalarına vakfedilen bir ömür, kişinin kendinden ve değer verdiği şeylerden ödün vermesi bir süre sonra hayatı anlamsızlaştırır. Eserde de konservatuvara gitmek isteyen ve müziğe istidadı olduğu belli olan kız kardeş, uzun sabah kahvaltılarına ve gazete okumaya bayılan bir baba, ev işleriyle meşgul ve var olan huzurdan memnuniyet duyan bir anneden bahsedilirken Gregor Samsa’yı mutlu edecek bir şeyden bahsedilmez. Onun zaten yaşamı ve özgürlüğü elinden alınmıştır, sorgusuz sualsiz devam ettirdiği bu hayat bir süre sonra kendinin de değersizleştirilmesine sebep olur.

Hamamböceğine dönüşünce ailesinden gereken desteği ve ilgiyi göremez. Annesinde korku, babasında öfke, kız kardeşinde önce acıma sonra tiksintiye dönüşen duygu değişimleri olur. Bütün bunların sebebi Gregor Samsa’nın artık çalışamayacak durumda oluşu, ailenin yükünün diğer üyeler arasında paylaşılma zorunluluğu, bir bakıma onların da çalışmak zorunda kalışı ve bu durumu en yakınlarına bile açıklayamamalarıdır. Yani, verimli olamayan, kendine, ailesine ya da topluma katkısı olmayan bir bireyin, her ne kadar zorluklara katlanmış ya da ne kadar fedakârlıkta bulunmuş olursa olsun, gözden çıkarılması kolaydır, çünkü modern dünyada (!) insan, kendinden bekleneni yerine getirmemiştir.

20. yüzyıl insanının daha çok çalışmak ve daha çok kazanmak için gösterdiği çaresiz çabayı eleştiren Kafka, bireyin bu hâlinin önce kendisine, sonra ailesine daha sonra ise yaşadığı topluma karşı yabancılaşmasıyla son bulacağına işaret eder. Eserin bir bölümünde Gregor Samsa, “Bir şeylerin değişeceğini bekliyordu ama yine de, yine de, bu adam gerçekten kendi babası mıydı? Gregor akşamları iş gezisinden döndüğünde, pijamalarıyla koltuğa gömülmüş bir hâlde onu karşılayan yorgun adam mıydı bu?” (s.38) diye sormaktan kendini alamaz. Bu düşüncelerinde yani babasına karşı hissettiği derin yabancılaşma duygusunda haksız değildir. Çünkü babasının öfke nöbetiyle attığı bir elma Gregor’un vücuduna isabet edecek, onda ruhunda olduğu gibi vücudunda da derin bir yara açarak her geçen gün büyüyen bir trajediye ve acıya sebep olacaktır.

Kafka’nın “Dönüşüm” adlı eseri bu yüzden Gregor Samsa’nın bir böceğe dönüşmesinden ziyade kendinin ve toplumun dönüşümünü yansıtır. Artık değersizleşen insan için yaşamın bir anlamı da kalmaz. Eserin sonunda Gregor Samsa kendi kendine sorar: Şimdi ne olacak? Ona göre belki de ailesinin dediği gibi ortadan kaybolmalı, gözlerine daha fazla batmamalı. Çünkü bir atasözünde olduğu gibi “İnsan eti ağırdır.” misali, Gregor Samsa artık atılması gereken ağır bir yük olarak kabul edilir. Bu nedenle eserin sonunda Gregor Samsa’nın ölümü, okuyucu üzerinde derin bir üzüntüden ziyade onun için kurtuluş olarak görülür.

Özgür olmayan, kendi iradesini ortaya koyamayan ve sürekli tiksinti ve acıma duygusuyla karışık bir aşağılanmaya maruz kalan biri için ölüm, üzüntüden çok rahatlama hissi verir. İnsanın ürettiği, çalıştığı ve işe yaradığı ölçüde anlam kazandığı kapitalist dünyada, bu ölçüde değer gördüğüne ve kendine yer bulduğuna değinen Kafka, herhangi bir katkısı olmayan insanların toplumda yük olarak algılandıklarına, bu tür insanlardan utanıldığına (Gregor Samsa’nın evin hizmetçilerinden ve gelen kiracılardan saklanması vb.) ve zamanla uzaklaşıldığına işaret eder.

20. yüzyılda yabancılaşma sorunsalına işaret etmesi ve sanayileşme ile insanın geldiği noktayı gözler önüne sermesi bakımından “Dönüşüm”, önemli bir eserdir. 21. yüzyılda ise hamamböceği metaforu, Ian McEwan’nın “Hamamböceği”[5] adlı eserinde ironik bir dille ele alınır ama bu sefer Dönüşüm’deki gibi sosyal bir olguya değil siyasi bir oluşuma işaret eder. “Dönüşüm”de aşağılanan hamamböceği, Ian McEwan’la ironik bir biçimde yüceltilir.

Bir sabah uyandığında kendini devasa bir yaratığa dönüşmüş bulan Jim Sams’ın Gregor Samsa’dan farkı, onunla başlangıçta aynı dönüşümü yaşamış olsa da aynı tedirginliği duymamasıdır. İşini kaybetme korkusu yaşayan Gregor Samsa’nın aksine Jim Sams, büyük bir ülkenin lideridir ve yapılacak pek çok önemli işi vardır. Ian McEwan, “Hamamböceği” adlı eserinin önsözünde İngiltere’de siyasi ve ekonomik hayatı derinden etkileyen Bretix sürecine değinir ve bu durumun toplumsal yaşamı derinden etkilediğini ifade eder. “Bretix’le beraber siyaset hayatımıza çirkin ve yabancı bir şeyler girdi ve canlılar arasında en hor görülen varlık olduğundan, fiziksel bir yer değişimi yaratmak için gösterilen her çabanın yolu Kafka’nın Dönüşüm’üyle kesişir.” diyerek hamamböceği yaratma fikrinin nasıl doğduğunu açıklar.

“Britain” (Britanya) ve “Exit” (çıkış) kelimelerinden hareketle oluşturulan Bretix süreci[6] kısaca İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılma isteğini ve bunun için başlatılan görüşmeler, referandumlar gibi siyasi kampanyaları kapsar. Bretix sürecinin, dünya piyasalarını ve özellikle Avrupa ekonomisini, bununla birlikte siyasi ve sosyal hayatı derinden etkileyeceği tartışılmaktadır. Var olan bu sürecin beraberinde getirdiği belirsizlikler, Bretix’i destekleyen gruba karşı hatırı sayılır bir muhalif grubun doğmasına da yol açmıştır.

İngiltere’nin uzun yıllar fiili olarak yer aldığı Avrupa Birliğinden ayrılmak istemesinin temelinde ekonomik sebepler, göçün getirdiği sorunlar ve egemenlik hakları … gibi konularda Avrupa Birliği ile yaşadığı sorunlar yer almaktadır. Bretix sürecinin tamamlanması ile daha bağımsız ve güçlü bir ekonomi modeli sergileyeceğini düşünen İngiltere’ye karşı, bu durumun ekonomi üzerinde sanılanın aksine ağır yaralar açacağını savunan gruplar da bulunmakta.

Ian McEwan’ın “Hamamböceği” adlı yapıtı, bu süreci ironik bir dille ele alarak süreç içindeki karşıt grupların yaklaşımlarını da sergilemesi açısından önemlidir. Eser mizahi bir dille kaleme alınırken, eserde Jim Sams hamamböceği bedeninde İngiltere’de başbakandır ve “Tersincilik” adı verilen bir ekonomi modelini kabul ettirmeye çalışır.

Eserde bilinen ekonomi modeli ve taraftarları Düzgiderciler olarak, Jim Sams ve kabinesinin ortaya attıkları yeni ekonomi modeli Tersincilik olarak adlandırılır. Tabi bu sürece karşı olan ve halkı, özellikle politikacıları yapmaya çalıştıklarından geri döndürmeye ve onları sağduyulu olmaya çağıran politikacılar da yok değildir. Süreç, İngiltere için kolay olmayacaktır.

Eserde hamamböceğine dönüşen Jim Sams’ın kabine üyeleri ile yaptığı toplantılara, kendinden ödün vermeyen tavizsiz yapısına, atılan iftiralara, üretilen dedikodulara yer verilmekte, ağır bir yergi ile Bretix sürecinin yol açacağı/açtığı durumlara işaret edilmektedir. Jim Sams karakteri, hamamböceğine dönüşmüş olmasına karşın görevine devam etmekte, bu durumda kendisi ya da çevresi tarafından herhangi bir sakınca görülmemektedir.

Her şey olağan akışa uygun olarak devam eder. Toplantılar, alınan kararlar, komşu ülkelerle olan siyasi gündem maddeleri, muhalefetin itirazlarına karşı yapılacak manevralar, protestolara karşı tedbirler, kesin U dönüşleri … her şey aynı şekilde devam eder. Özellikle siyasette iktidarı elde tutmak için takınılan tavır eserde şu sözlerle anlaşılmaktadır:

“Önemli olan şu. Uzlaşmazları tecrit etmeliyiz. Güvenoyu isteyeceklermiş! Zor isterler! Birkaç ay parlementoyu tatil et. Piç kurularını şaşırt. Hatta daha da iyisi, yolunu değiştir. Dönüş yap-”

Eserde ortaya koyulan “Tersincilik” modeli ekonomik düzene, aslında siyasilerin bile tam ikna olmadıkları, yeni düzenin ciddi sonuçlar doğuracağı anlaşılmaktadır: “Öyleyse Düzgider bir dünyada Tersinci bir ekonomi nasıl gelişecekti? En önemli ticari ortaklarımız olan Avrupalılarla yaptığımız görüşmeler hız kaybetti. Aradan üç yıl geçti. Sağduyu ile halkın isteği arasında bocalayan, çoğunluğu Düzgiderci bir parlamentonun hiçbir pratik çözüm önermesi mümkün değildi” (s.34).

Bir hamamböceği olarak görevine devam eden Jim Sams için zihnindeki modeli uygulamak (daha doğrusu ondan yapması istenilen Tersincilik modelini yapmak) ve muhalifleri bertaraf edip halkın desteğini arkasına almak için yapılacak tek şey güçlü bir düşman yaratmaktır.

İşler yolunda gidiyordu. Böyle zor bir zamanda ülkenin sağlam bir düşmana ihtiyacı vardı” (s.50) ve o sağlam düşman çok geçmeden yaratılır. Birkaç balıkçının farkında olmadan (?) Fransız karasularını ihlal etmesinin ardından öldürülmeleri iki ülke arasında büyük bir krize doğru taşınır. Eserin bu bölümünde yazar, özellikle medyanın siyasi gündem üzerinde ne kadar etkili olabileceğini de tüm çıplaklığıyla yansıtmaktadır. Yazar aslında okuyucunun, eserin ta başından beri merak ettiği şu soruyu da eserin sonunda cevaplar: “Bir hamamböceğinin güçlü bir ülkenin yöneticisi olması nasıl kabul edilebilir?” Okuyucunun zihninde beliren bu soru eserin sonunda yanıtını bulur:

Bizim türümüz en azından üç yüz milyon yaşında. Yalnızca kırk yıl önce, bizler bu şehirde küçümsenen, aşağılama ve alay konusu olan marjinal bir gruptuk. En iyi ihtimalle yok farz edilirdik. En kötü ihtimalle bizden tiksinilirdi. Ama ilkelerimize sadık kaldık ve fikirlerimiz başlangıçta yavaş yavaş, sonrasındaysa ivme kazanarak kavrandı. Özdeki inancımız hiçbir zaman sarsılmadı.” (s.77). Böylece istikrarlı bir mücadele ile Jim Sams ve ekibi iktidarı ele geçirmekle kalmaz, halkın desteğini arkasına alarak ülkenin kaderini değiştirecek bir yola çıkar. Bu yolda ne kadar başarılı (!) olunur, bilinmez; ama Kafka’nın hamamböceğine karşın McEwan’ın hamamböceği bambaşka bir dönüşümü ustalıkla yansıtır.

Gregor Samsa ve Jim Sams… İki farklı yüzyılda, iki farklı yazarın kaleminden çıkan, iki farklı dünyaya ve sosyal çevreye ait iki karakter… Her iki eser, kendi çağlarının siyasi ve sosyal konjonktürü ile ele alınıp okunmalı. O zaman Rita Felsk’nin de dediği gibi edebiyatın insanın kendisini tanımasına katkı sunan eşsiz deneyimi yaşanır. Bir tarafta bireyin kendine ve yaşadığı topluma yabancılaşmasının sancısı, öte yandan bilimden yoksun popülüzmin siyasi yaşamı dolayısıyla tüm toplumu sokacağı sıkıntılar daha iyi anlaşılabilir.

[1] Doç.Dr. Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi, altun.bay@hotmail.com

[2] Eser ilk olarak 1915 yılında “die Verwandlung” adıyla Almanca olarak yayımlanmıştır.

[3] Resim https://oggito.com/icerikler/kafkanin-donusumunu-nicin-okumalisiniz/64502 adresinden alınmıştır.

[4] Kafka, F. (2016). Dönüşüm. (Çev. Özge Akkaya). İstanbul: Karbon Kitaplar Yay.

[5] McEwan, I. (2019). Hamamböceği. (Çev. Lâle Akalın). İstanbul: YKY.

[6] Ayrıntılı bilgi için bk. https://www.gcmforex.com/egitim/makale-arsivi/brexit-nedir/

Çok Okunanlar