1. Anasayfa
  2. Din ve Hayat

Semerkant Mektubu

Semerkant Mektubu
0

 

Akademik hayatım yarım yüzyıla adım adım yaklaşıyor. Makale çapında ilk yaptığım çalışmalardan biri  Abdüllatif-i Kudsî diğeri Abdullah İlâhî üzerine idi. Her ikisi de  Batıdan doğuya giderek; biri Kudüslü olup Zeynuddin Hafi’nin dergahına, diğeri Simavlı olup Ubeydullah Ahrar’ın zaviyesine postu sermiş, tasavvufî terbiyesini tamamlamış geri dönmüştü. Birinin kabri Bursa’da diğerinin Vardaryenicesi’nde.(Yunanistan). Bendeniz de onlarla birlikte gezmiş dolaşmıştım. Zeyniyye ve Nakşibendiyye’nin gönül yollarında… Birinin halifesi Emir Ahmet Buharî diğerinin Şeyh Vefa. İkisi de İstanbul’da. Biri Nakşibendiyye’nin, diğeri Zeyniyyenin ilk dergâhlarını uyandırmışlardı Dersaadet’te. Buhara Bursa Bosna üçlemesi o günlerde doğdu. O gün bugün o topraklara karşı bir özlem oluştu. Sovyetler çökünce sevgilinin memleketine doğru ufukta bir ışık gözüktü.  Umutlandım. O gün bugün fırsat kolladım.

Vuslat gerçekleşmeyince 2011 yılında kitabı yayınladım: Buhara Bursa Bosna.

 

Önce Türkmenistan’dan davet geldi. Aşkabat İlahiyat Fakültesi bize (Bursa İlahiyat Fakültesi) bağlı olarak 1992 yılında kurulmuştu. İki defa oraya gitmek nasib oldu. Fakat Özbekistan’a geçmek mümkün olmadı. Türk Cumhuriyetlerinin birbirleriyle ilişkileri de istenen seviyede değildi. Sonra Kırgızistan’ın Oş şehrinde kurulan İlahiyat Fakültesi davet etti. Sonra Kazakistan… Kazakistan’ın Yesi/Türkistan şehrinde Timur tarafından yaptırılan ve yüzyıllar sonra TİKA tarafından onarılan Ahmet Yesevî’nin o meşhur Türbe ve Dergâh’ının açılışını sabık cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile birlikte  2000 yılında yaptık. Zamanla Azerbaycan/Bakü’den Seyyid Yahya Şirvânî davet etti, icabet ettim. Zagatala’da kurulan İlahiyat Fakültesi’ne kadar gittim, konuşma yaptım. Fakat Buhara ve Semerkant’tan halâ ses yoktu. Daha doğrusu gelen davetler zaman içinde çöldeki seraplar gibi kayboluyordu. Bir, üç,beş… Soran arkadaşlara biraz da kendimi teselli etmek için “oranın büyükleri davet etmeyince böyle oluyor… Yaşayanların daveti kafi gelmiyor. Bekleyelim, büyükler davet edince bütün engeller ortadan kalkar, gideriz” diyordum. Hatta o davetlerden biri THY tarafından yapılmış idi. “Hocam, THY, Semerkant seferleri başlatıyor. Bir hafta özel misafirimiz olacaksınız, götüreceğiz, getireceğiz…”  Eyvallah dedik. Yine olmadı.

Nihayet bu yıl; 2022. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ile Semerkant Devlet Üniversitesi bir sempozyum tertipledi: Yıldırım Timur sempozyumu. Davete evet dedim ama.. Tebliğin başlığı da tesbit edildi: Buhara Bursa Arasında Gönül Yolculukları.

 

Bekleyelim, görelim. Soranlara bu sefer şöyle diyordum. “Uçak Buhara hava alanına ininceye kadar inanmam” Evet 14 Ekim 2022 tarihinde uçağımız beş saatlik bir uçuştan sonra Buhara havaalanına indi, sonbahar sabahının erken saatlerinde… Bursa’dan Rektör yardımcısı Feridun Yılmaz, Doğan Yavaş, Sezai Sevim, Cafer Çiftçi, Bilal Kemikli, Asım Yediyıldız, Hasan Basri Öcalan. Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz.

Buhara…Buhara.. İki gün Buhara’nın büyüklerine selam verdik. Bahauddin Nakşbend başta olmak üzere altın silsileye… Tarihî doku yeniden ayağa kaldırılıyor. Üzerinden Sovyet’in paslı silindiri geçen bir toplum ve âbideler… Yaklaşık yüz yıl önce Mehmet Akif’in Safahat’ta anlattığı Buhara Semerkant tespitleri aklıma geldi.

Elliden fazla tebliğin sunulacağı sempozyumun ilk ayağı Semerkant’ta olacaktı. Oranın şivesiyle adı şöyle: “Sulton Yıldırım Boyazıd Va Amir Temur Mavzusıdagı Xalkaro Sımpozıum Samargand Bursa Anqara” Kara yoluyla oraya geçtik nar ve pamuk tarlalarından. Semerkant mütevazı Buhara’ya hiç benzemiyor. İhtişamlı tarihî abidelerin hemen hepsi bu şehirde. Hayran kalmamak mümkün değil. Şöyle anlatayım: O eserlerin yanında bizim Yeşil külliyesi “minyatür” gibi kalıyor. Bakım ve onarım orada da devam ediyor. Dünya turizminin, UNESCO’nun merkez şehirlerinden biri. Camiler, medreseler, türbeler. Buhara’da Hz. Pir’e selam verdik burada da Ubeydullah Ahrar’a. Tabii ki Timur’a. Vasiyeti gereği Hocasının/mürşidinin ayakucunda yatıyor. Dünyanın en muhteşem türbelerinden birinde  büyük cihangir derin bir sükünet içinde Sur’u bekliyor. Sempozyumun açılış tebliğleri aynı başlığı taşıyor: Bir Cihan İki Hükümdar. Biri Feridun Emecen’e diğeri Omonullo Buriev’e ait. Bir atasözünü hatırlatıyor: “Kırk derviş bir posta sığar iki sultan dünyaya sığmaz”

Özbekistan’ın hiç toz kondurulmayan tarihî şahsiyeti Timur. Genelde bizde sevilmez. Biz Yıldırım’ı tutarız. Ama bilmem biliyor musunuz ülkemizdeki tasavvuf ehlinin bir kısmı/özellikle Nakşiler,  Yıldırım’ı değil Timur’u haklı görürler. Bunun bir sebebi de Timur’un Hz. Pir’e saygı duyması ve türbesini yaptırması. Tarihî şahsiyetleri değerlendirmek kolay değildir. Ders kitaplarının verdiği “ders” her zaman doğru olmuyor.

Hediye edilmek üzere yanıma aldığım kitaplarımdan biri de Buhara Bursa Bosna. Sempozyumun açılış oturumunda Üniversitenin rektörü Prof. Dr. Rustam Halmuradov’a takdim ettim. Konuştuğumuz dil Türkçe ama birbirimizi anlayamıyoruz. Şive çok farklılaşmış. Araya Sovyet dönemi, Rusça ve Kiril alfabesi de girince iş iyice sarpa sarıyor. Biz bizim şivemizle onlar da kendi şiveleriyle konuştular, tebliğlerini sundular. Sadece,  o dillere destan Medrese’de yapılan açılış oturumunda protokol konuşmaları karşılıklı olarak tercüme edildi, dinledik. Her iki dili de iyi bilen Ali Asqarhon Kasımov’un yardımlarını unutmamak gerek.

 

Hızlı trenle ulaştığımız Taşkent ise yeni bir şehir. 1967 yılında meydana gelen büyük bir depremden sonra adeta yeniden yapılmış. Semerkant’a göre tarihî yapılar açısından çok zayıf. Ama başkent olduğu için gökdelenler birbiriyle yarışıyor. Türk firmaları sağ olsun! Bundan önceki cumhurbaşkanı İslâm Kerimov zamanında aramız iyi değildi. Bize kapıların açılmamasının bir sebebi de o idi. Ama üç beş senedir ilişkiler iyi. Daha da iyi olur inşallah.. Bunun işareti de son yıllarda Maturidî, Buharî.. isimleriyle açılan araştırma merkezleri: Xalqaro ilmıy Tadqıqot Markazi.

Sempozyum üç ayaklı düşünülmüş. İki gün Semerkant, iki gün Bursa, iki gün Ankara. Biz Timur’un kabrini ziyaret ettik, onlar da Yıldırım’ın kabrini. Bu vesile ile düşmanlıklar değil dostluklar kazandı. Sempozyum Yıldırım’ın türbesinin yanındaki Medrese’de yapıldı. Bir ara Nurettin Topçu’nun Yıldırım’ın Huzurunda isimli hikâyesini çoğaltıp sempozyuma katılanlara hediye etmeyi/huzurlarında okumayı düşündüm. Yıldırım Belediyesi de bastırdı. Fakat sonra vazgeçtim. Çünkü Topçu, hikâyenin bir yerinde Timur’un askerleri için ağır bir ifade kullanıyordu. “Kaş yaparken göz çıkarmayalım, misafirlerimizi üzmeyelim” diye vazgeçtik.

Bursa’daki son oturumun/değerlendirme oturumunun son konuşmacısı bendeniz idi.  Semerkantlı Hazinî’nin  beş yüz yıl önce yazdığı ve İstanbul’a gelerek Osmanlı sultanına takdim ettiği Cevahiru’l-ebrâr isimli eserdeki  Türkçe duaları okuyarak hatm-i kelam eyledim.  Geçen ay basılan eserim yerli yabancı katılımcılara hediye edildi: Bursa’nın ve Balkanların Gönül Erleri.

Aslında biz Timur’a kızıyoruz, yürüyüşümüze engel, iç savaşa sebep oldu diye, ama onlar Yıldırım’a öyle kızmıyorlar. Niye kızsınlar? Zaten mağlup olmuş, işi bitmiş diye düşünüyorlar.

Bu mühim bilgi şöleninin mimarı Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi rektörü İbrahim Aydınlı. İlk teşekkürümüz ona ve “mutfak”ta çalışan yardımcılarına. İkinci olarak destekleyen belediyelere, kurumlara: Keçiören, Çubuk, Etimesgut, Bursa, Yıldırım. TİKA, TTK, YEE. Ve Bursa kanadını koordine eden Hasan Basri Öcalan’a.

Yüzyıllar boyu Buhara Bursa Bosna gönül güzergâhını açık tutanlara, nefes üfleyenlere, gönülden gönüle yol vardır hikmetinin peşinde olanlara selam olsun!

 

 

1951, Güneyce / Rize doğumlu. Güneyce İlkokulu (1960), İstanbul İmam Hatip Okulu (1970), Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü (1974) mezunu. Şebinkarahisar ve İspir liselerinde öğretmenlik yaptı. 1977 yılında Bursa Yüksek İslâm Enstitüsünde tasavvuf tarihi asistanı oldu. Doktorasını 1983’te “İbn Teymiye’ye Göre İbn Arabî” konulu teziyle tamamladı. 1989’da doçent, 1994’te profesör oldu. Çalışmalarını Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Tarihi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak sürdürdü. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir. Deneme türündeki ilk yazısı “Onlar ve Biz”, Mayıs 1971 tarihli Hareket dergisinde yer aldı. Ürünlerini daha sonra Hareket (1970-80), Nesil (1978), Yönelişler (1983), Mavera (1984), Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, İktisat Fakültesi Dergisi dergileri ile Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yayımladı. Araştırma ve incelemeleriyle Türkiye Millî Kültür Vakfı Jüri Özel Ödülünü aldı. İslâm dergisinin 1986’da açtığı araştırma yarışmasında “Zeynilerde Bir Sufî: Abdullatifi Kudsî” başlıklı çalışmasıyla mansiyon kazandı. 2002 yılında Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği Araştırma Ödülünü aldı. ESERLERİ: Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler (1977), Tasavvufî Hayat (Necmeddin Kübra’dan, 1980), İslâm’da Tenkid ve Tartışma Usûlü (Mîzanü’l-Hak, Katip Çelebi’den, S. Uludağ ile, 1981), Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi (1985), Tasavvufî Hikmetler (İbn Ataullah İskenderî’den, 1989), Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler (2 cilt, 1991 ve 1993), Vahdet-i Vücud ve Muhyiddin İbn Arabî (İsmail Fenni’den, 1991),İbn Arabî’de Varlık Düşüncesi (Ferit Kam’dan, 1992), Niyazî-i Mısrî (1994), Tasavvuf ve Tarikatler (1994), Eşrefoğlu Rumî (1995), Bursa Dergâhları (Yadigâr-ı Şemsî, Mehmed Şemseddin’den, Kadir Atlansoy ile, 1997), Evliya Menkıbeleri - Nefahatü'l Üns - Abdurrahman Cami (Lamiî Çelebî’den, Süleyman Uludağ ile, 1998), Gönül Mektupları (2000), Akşemseddin (H. Algül ile, 2000), Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri (2001), Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi (2003), Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar (2004), Mahabbet Mektupları (2004), Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları (2005), Dervişin Hayatı Sufînin Kelâmı (2005), Bursa’nın Gönül Sultanları (2006), Dildâr-ı Şemsî-Niyazî-i Mısrî’nin İzinde Bir Ömür Seyahat (Mehmed Şemseddin Mısrî’den, Y. Kabakçı ile, 2010), Bursa’da Kırklar Meclisi (2011), Buhara Borsa Bosna (2012), Türkistan'ın Işığı Necmeddin-i Kübra, Türküstan Diýarynyň Şuglasy Nejmeddin Kubra (Türkmence), 28 Şubat Öncesi ve Sonrası Türkiye’de Dinî Hayat (2012), Miraciyye ve Bursalı Safiye Hanım’ın Vakfiyesi (2014), Yazarlık Hayatının 50. Yılı Ajandası, Emir Sultan, Konuk Öğrencilerle Gönül Gönüle, Annem Babam ve Oğlum, Derviş Yunus Emre, Bursa’nın Gönül Doktorları,

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir